رایزنی فرهنگی ج.ا.ا در آنکارا- ترکی - News > İMAM KHUMEYNİ VE AYETULLAH HAMANEYİnin kudus yaklaşımı
News > İMAM KHUMEYNİ VE AYETULLAH HAMANEYİnin kudus yaklaşımı


  Yazıcıdan çıktı almak        Arkadaşınıza gönderin

İMAM KHUMEYNİ VE AYETULLAH HAMANEYİnin kudus yaklaşımı

İMAM KHUMEYNİ VE AYETULLAH HAMANEYİnin kudus yaklaşımı

 

İMAM KHUMEYNİ VE AYETULLAH HAMANEYİ"nin kudus yaklaşımı 

İMAM KHUMEYNİ:

BÜTÜN MÜSLÜMANLARI, KADİR GECELERİNDEN SAYILAN VE FİLİSTİN HALKININ KADERİNİ BELİRLEYEBİLECEK OLAN RAMAZAN AYININ SON CUMASINI "KUDUS GÜNÜ" İLAN ETMELERİNİ VE ETKİNLİKLER DÜZENLEYEREK MÜSLÜMAN FİLİSTİN HALKININ YASAL HAKKINA DESTEK OLAMAYA ÇAĞIRIYORUM VE YÜCE ALLAH"TAN MÜSLÜMANLARIN KÂFİRLERE KARŞI ZAFERİNİ NİYAZ EDİYORUM.

"KUDUS GÜNÜ" KÜRESEL BİR GÜNDÜR. SADECE KUDUS"LA ALAKALI DEĞİLDİR. MUSTAZAFLARIN MÜSTEKBİRLERE KARŞI MÜCADELE GÜNÜDÜR.

"KUDUS GÜNÜ" İSLAMIN GÜNÜDÜR.

BEN, "KUDUS GÜNÜ"NÜ İSLAM"IN VE RESUL-İ EKREM"İN GÜNÜ OLARAK BİLİYORUM.

  

İmam Humeyni’nin dilinden Kudüs Günü

Kudüs Günü: Müslümanların Müstekbirlere Karşı Direniş Günü

Kudüs günü cihanşümul bir gündür, sırf Kudüs’e münhasır bir gün değildir; mustazafların müstekbirlere karşı direniş ve başkaldırı günüdür de aynı zamanda. Amerika ve diğerlerinin zulüm baskıları altında bulunan milletlerin bu zulme karşılık verme günüdür. Süper güçlere karşı… Mustazafların müstekbirlere karşı hazırlanıp teçhizatlanmaları ve onların burunlarını yere sürmeleri gereken gündür, münafıklarla gerçek dindarlar arasında fark gözetileceği gündür. Gerçek dindarlar bu günü Kudüs günü bilir ve bu cihette gerekeni yaparlar; Münafıklarsa, yani perde gerisinde süper güçlerle anlaşıp İsrail’le dostluk kuran yöneticilerse bugüne karşı ya kayıtsız kalırlar, ya da milletlerin gösteri ve protestoda bulunmalarını engellerler. Kudüs günü, mustaz’af milletin kaderinin belirlenmesi gereken gündür. Bugün mustaz’af milletler müstekbirlere karşı varlıklarını ilan etmelidirler; İran’ın kıyam edip müstekbirlerin burnunu sürtmesi gibi bütün milletler kıyam etmeli ve bu fesat tümörünü çöplüğe atmalıdırlar. Kudüs günü entrikacılarının durumlarının aşikâr olması gereken bir gündür; Mustaz’afları müstekbirlerin pençesinden kurtarmamız gereken gündür, dünya Müslümanlarının sahnede varlığını görmemiz gereken gündür. Bütün müstekbirlere, mustaz’afları rahat bırakmaları ve çekilip yerlerine oturmaları için ihtarda bulunulması gereken gündür. Bütün İslam ülkelerinden onların elinin kesilmesi gerekir; İslam ülkelerinden bütün satılmış uşak ve piyonları sahne dışı bırakılmalıdır. Kudüs günü, böyle bir gündür işte; İslam milletlerini sahne dışı bırakıp süper güçleri sahneye çıkarmak isteyen şeytanlara bunu anlatır. Kudüs günü onların bütün emellerini boşa çıkaracak ve eski günlerin artık geçtiğini ihtar edecek bir gündür.

Kudüs günü İslam günüdür; İslam’ın ihya edilmesi, ona yeniden canlılık kazandırılması gereken gündür; İslam’ı ihya edelim, İslam kanun ve hükümlerinin İslam ülkelerinde uygulanmasını sağlayalım. Kudüs günü bütün süper güçlere ihtarda bulunarak “bundan böyle İslam, habis piyonlarınız aracılığıyla sizin tasallutunuzda olmayacaktır artık!” dememiz gereken gündür. Kudüs günü İslam’ın hayat günüdür, Müslümanlar akıllarını başlarına devşirmeli ve sahip oldukları onca maddi ve manevi güç ve servetlerin farkına varmalıdırlar. Müslümanlar 1 milyarı -aşan- bir nüfusa sahipler, Allah gibi bir dayanakları, İslam gibi, iman gibi bir dayanakları var, neden korksunlar ki?! Dünyadaki devletler şunu bilmelidirler: İslam yenilmezdir! İslam ve Kur’an hükümleri bütün ülkelere hükmetmeli, galip olmalıdır, din, ilahi bir din olmalıdır; İslam Allah’ın dinidir ve bütün beldelerde ilerlemelidir. Kudüs günü böyle bir konunun ilanıdır işte; “Müslümanlar ileri!” diye haykırarak bunu ilan etmektedir. Bütün dünyada ilerlemek yani… Kudüs günü sadece Filistin günü değildir, İslam günüdür -aynı zamanda- İslam devleti günüdür, İslam cumhuriyeti bayrağının bütün ülkelerde dalgalanması gereken gündür. İslam ülkelerinde artık ilerleyemeyeceklerini süper güçlere anlatma günüdür.

Ben Kudüs günü’nü İslam ve Hz. Resul-ü Ekrem -sav- günü biliyorum. Bütün güçlerimizi hazır hale getirmemiz ve Müslümanları itildikleri inzivadan çıkarak bütün güçleriyle harekete geçip ecnebilerin karşısına dikilmeleri gereken gündür. Biz olanca gücümüzle ecnebilerin karşısına dikilmişiz ve başkalarının bizim ülkemize karışmasına izin vermeyeceğiz; Müslümanlar, başkalarının gelip onların ülkesine karışmasına müsaade etmemelidirler. Kudüs günü milletler ihanette bulunan devletlere ihtarda bulunmalıdır! Kimlerin ve hangi rejimlerin uluslararası komplocularla işbirliğinde bulunup İslam’a karşı olduğunu anlayacağımız gündür bu! Bugüne katılmayanlar İslam’a karşı ve İsrail’den yanadırlar; katılanlar ise dindar, ahdine sadık ve İslam’dan yana ve Amerika’yla İsrail’in başını çektiği İslam düşmanlarına karşıdırlar. Hakk’ın batıla üst geldiği, hakkın batıldan ayrıldığı gündür.
Allah Tebareke ve Teâlâ’dan İslam’ı bütün kesimlere ve mustaz’afları müstekbirlere üstün kılmasını dilerim. Aynı şekilde Allah Tebarek ve Teâlâ’dan dileğim Filistin ve dünyanın neresinde bulunursa bulunsun bütün kardeşlerimizi müstekbirler ve yağmacıların elinden kurtarmasıdır.

Kudüs Günü Canlı Tutulsun

Beyler dikkat etmeli, bütün Müslümanlar dikkat etmelidir buna: Kudüs günü bütün Müslüman milletlerin dikkat edip ilgi göstermesi ve canlı tutması gereken bir gündür. Eğer bütün Müslüman milletler hep birlikte seslenip gürültü koparacak olursa, mübarek Ramazan ayının son Cuması olan Kudüs gününde bütün milletler hep birlikte kıyam ederlerse, şu bildiğimiz gösteri ve yürüyüşleri yapacak olurlarsa, bu girişim, bu fesatçıların önünü almamız ve İslam beldelerinden bunların kökünü kazımamız için -iyi- bir başlangıç olur inşaallah. Gevşek davranıyoruz hep… Müslümanlar hep gevşek davranıyorlar… Milletler tarafsız kalıyorlar, çok az gösteride bulunuyor, bu hususlar için çok az harekete geçip çok az kıyam ediyorlar… Şundan emin olunuz ki gevşek davranmanız halinde bunlar -siyonist İsrailliler- Fırat’a kadar ilerleyeceklerdir; bütün oraların kendilerine ait olduğunu söylüyorlar -görmüyor musunuz?- Bunların karşısına güçlü ve kararlı bir şekilde dikilmeniz gerekir; eğer Müslümanlar, Müslüman milletler bunların karşısına dikilir, ama başlarındaki devletler bunu engellemek isterse ağızlarının payını verip yumruğu vurun! İran -milleti-Muhammed Rıza’nın -şah- ağzına nasıl yumruğu yapıştırdıysa -siz de öyle yapın- Muhammed Rıza İslam ülkelerinin başındaki devletler arasında en güçlü olanıydı, hepsinden fazla desteğe sahipti; ama bizim milletimiz kıyam etti ve İslamı istedi, Allah-u Ekber feryadıyla bu gücü -şahı- ortadan kaldırdı. Diğer güçler -için de durum- aynıdır. Nitekim bütün güçler sonuna kadar el ele verseler böyle bir millete hiçbir şey yapamazlar.

Kudüs Günü Herkes Haykırırsa Zafer Kazanılır

Eğer Kudüs günü bütün milletler kıyam edip haykırsalardı o ahmak devlet onların haykırmasına engel olamazdı -ama ne yazık ki herkes değil- sadece az bir grup kıyam ediyor… Eğer Kudüs günü bütün Müslüman ülkelerin insanları hep birlikte kıyam ve feryat etselerdi, sırf Kudüs değil, bütün İslam ülkelerinde zaferi kazanırlar. Biz haykırıp feryat ederek Muhammed Rıza şahı İran’dan kovduk. Biz onu tüfekle mi kovduk sanıyorsunuz? Bağırarak, feryat ederek Allah-u Ekber’lerle! Beyinlerine o kadar Allah-u Ekber balyozu çarptı ki neye uğradıklarını şaşırıp dehşetle kaçtılar bu memleketten. Müslümanlar feryat etmeli, bağırmalıdırlar; slogan ve bağırıp çağırmanın yararsız olacağı sanılmasın; hayır, slogan yararlıdır; ama herkes hep birlikte haykırırsa tabi. Benim tek başıma bağırmam hiçbir şey değildir. Bir mahalle veya bir şehrin bağırması da pek bir şey değildir. Bakınız; İran’da yükselen feryatlar Tahran, Kum veya Ahvaz şehirlerine münhasır değildir; bilâkis; bir bakarsınız İslam İnkılâbı -devrim- muhafızları millete “falan gece evlerinizin damına çıkıp tekbir getirin” der, herkes itaat eder.

Politik Oyunları Bir Kenara Bırakmak ve Gücünü İmandan Alan Makineli Tüfekleri Kullanmak Gerekir!

Mübarek Ramazan’ın son Cuma’sı Kudüs günüdür ve Ramazan’ın son on günü büyük bir ihtimalle Kadir gecesidir. İhyasının sünnetullah olduğu bir gece… Kadri ve kıymeti, münafıkların bin ayından üstündür bu gecenin; kulların mukadderatının temellerinin atıldığı gece… Kadir gecesiyle komşu olan Kudüs günü Müslümanlar tarafından önemle ihya edilmeli, onların uyanma ve bilinçlenmelerine yol açmalı ve tarih boyunca; bilhassa son yüzyıllarda yakalandıkları gafletten silkinmelerini sağlamalıdır ki bu bilinç ve uyanış günü dünya münafıkları ve süper güçlerinin onlarca yılından daha üstün olsun ve dünya Müslümanları kendi kaderlerini kendi güçlü elleriyle hazırlayabilsinler… Kadir gecesi Müslümanlar Allah’a yalvarıp bütün geceyi dua ve ibadetle geçirerek Allah Teâlâ’dan gayrisine -ki bunlar insanlarla cinlerden müteşekkil şeytanlardır- kul olmaktan kurtulur ve Allah’a kulluk şerefine erişirler. Keza Şehrullah-ı A’zam’ın -mübarek Ramazan ayı- son günleri olan Kudüs gününde dünya Müslümanlarının süper güçlerle büyük şeytanların kulluk ve esaretinden kurtulup Allah’ın sınırsız kudretine katılmaları ve tarihin canilerinin elini mustaz’afların ülkelerinden keserek iştahlarını kursaklarında bırakmaları gerekir.

 

Ey dünya Müslümanları! Ey dünya mustaz’afları! Kalkın, harekete geçin ve mukadderatınızı kendi ellerinize alın. Ne zamana kadar oturup kaderinizi Washington veya Moskova’nın tayin etmesini bekleyeceksiniz böyle?! Sizin Kudüs’ünüz ne zamana kadar Amerika’nın artıklarının, gasıp İsrail’in çizmeleri altında ezilecek daha?! Kudüs, Filistin ve bu beldelerin mazlum Müslümanları daha ne zamana kadar canilerin egemenliği altında inleyecek ve sizler oturup seyredecek, başınızdaki kimi hain idareciler de onlara ateş koşturacak böyle?! Dünyadaki 1 milyarı aşkın Müslüman ve yüz milyonu aşkın Arap; sahip oldukları onca geniş ülkeler ve türlü sınırsız zenginliklere rağmen doğuyla batının çapulculukları ve onlarla onlara uşaklık eden artıklarının insanlık dışı cinayet ve katliamlarına daha ne kadar seyirci kalacak?! Afganistan ve Filistin’deki kardeşlerinin vahşice katliam edilmesine daha ne kadar susacak ve onların yardım isteyen seslerine ne zaman cevap verecek?! İslam düşmanlarına karşı durup Kudüs’ün kurtulması için askeri ve ilahi güçten, ateşli silah gücünden yararlanmak yerine daha ne zamana kadar politik oyunlar ve süper güçlerle uzlaşma yollarına giderek zaman öldürüp İsrail’e yeni cinayetler işleme fırsatı kazandıracak ve katliamlara şahit olacak böyle?!


Müslüman milletler politik oyunlarla vakit geçirmeye çalışanları cezalandırmalı ve mazlum millet için zarar ve ziyandan başka netice vermeyecek olan siyasi oyunlara gelmemelidirler. Doğu ve batının yapmacık mitolojileri daha ne zamana kadar güçlü Müslümanları büyülemeye devam edecek ve içi kof propaganda borazanlarından korkacaklar böyle?! Bugün İran; ecnebi borazanlarıyla Amerika, Siyonizm ve inkılâptan şamar yiyenlerin onca propaganda araçlarına rağmen nihaî yapılanmaya doğru ilerlemektedir ki bu; İslami güçlerini bulmaları ve doğu, batı ve bunların artıkları olan bağımlı uşaklarının yaygaralarından çekinmeyerek Allah Teâlâ’ya güven ve İslam ve iman gücüne imanla harekete geçerek canilerin elini ülkelerinden kesmeleri ve değerli Kudüs’le Filistin’in kurtuluşunu birincil amaç edinerek Amerika’nın iğrenç artığı “siyonist sultası”na boyun eğme alçaklığından kurtulup Kudüs gününü canlı tutma yolunda İslam ülkeleri ve dünya mustazafları için -iyi bir- örnektir… Umarım bugünü canlı tutmak suretiyle kayıtsızlık ve gafletler giderilir ve değerli milletlerin kıyamıyla; Müslümanlar ve İslam’a rağmen İsrail’le el ele verip Amerika’nın emirlerini bekleyerek Müslümanların maslahatlarının aleyhine olan bu tavırla utanç ve cinayet dolu yaşamlarını sürdüren baştaki bazı hainler sahneden uzaklaştırılarak tarihin mezarlığına gömülürler. İsrail’le Saddam vb uşaklarının İslam’a karşı açtığı savaşta küffarın yanında yer alarak İslam’a ve Müslümanlara darbe vuran gasıp yöneticiler İslam -ve iktidar- sahnesinden uzaklaştırılmalı ve Müslümanlara hükmetme kanunundan dışlanmalıdırlar.

 

Kudüs Günü Mustaz’aflar Günü

İslami vahdet ve ilahi birlik sayesinde bugün bir tek safta birleşen İran millet, devlet, meclis, ordu ve diğer silahlı kuvvetleri insan haklarına tecavüzde bulunan her şeytanî güce karşı durarak mazlumları savunmaya ve Kudüs’le Filistin tekrar Müslümanlara dönünceye kadar aziz Filistin ve Kudüs’ü desteklemeye kararlıdırlar. Dünya Müslümanları Kudüs gününü dünyadaki bütün Müslümanların, hatta dünya mustaz’aflarının günü olarak kabul etmeli ve o hassas noktadan hareketle müstekbirler ve dünyayı sömüren yamyamların karşısına dikilerek mazlumları müstekbirlerin zulümlerinden kurtarıncaya kadar mücadeleden vazgeçmemelidirler.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamenei"nin Filistin İslami Cihad Hareketi lideri Ramazan Abdullah ve kendisine eşlik eden heyeti kabulü sırasında yaptığı konuşmadan önemli bölümler:16/12/2016

Siyonist Rejim 25 Yıl İçinde Yok olacaktır!

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamenei, bugün Filistin İslami Cihad Hareketi lideri Ramazan Abdullah ve kendisine eşlik eden heyeti kabulü sırasında yaptığı konuşmada siyonist rejimin destekçilerinin sürekli olarak bunalım peşinde koşmaları ve Filistin davasının unutulmuşluğa terkedilmesine çalışmalarına rağmen bu kutlu toprakların Filistin halkının direniş ve mücahedesi sayesinde kurtulacağını söyledi.

Ayetullah Hamenei, Filistin"liler arasındaki direniş ruhu ve inançlı yönelişleri övgüyle anarak Kudüs"ün tek kurtuluş yolunun direniş ve mücadele olduğunu, başka yolların bir sonuç vermeyeceğini vurguladı.

İnkılap Rehberi, siyonistler karşısında direniş ve vahdet için İslami Cihad Hareketi tarafından gündeme getirilen 10 maddeye değinerek şöyle konuştu: ‘Mücadelenin sürdürülmesi, uzlaşma anlaşmalarının tamamen reddedilmesi, Filistin"li gruplar arasında vahdetin sağlanması üzerinde ısrar edilmesi ve düşmanla uzlaşma yolunda gerici rejimlerce yapılan baskıların kınanması, bu planın bazı maddelerini oluşturmakta olup, planın hayata geçirilmesi gerekmektedir. Hiç kuşkusuz bu 10 maddelik planın icrası önünde dikilmekle görevlendirilen kimseler bulunmaktadır. Bu yüzden, planın kağıt üstünde kalmaması ve ilk taktik övgüler sonrasında giderek unutulmuşluğa terkedilmemesi zaruridir."

Ayetullah Hamenei, bölgedeki onca problemlerin asıl failinin ‘koca müstekbir ve büyük şeytan" Amerika olduğunu hatırlattı ve bölgedeki küçük şeytanların nasıl yeni bunalımlar peşinde koşmalarını şöyle değerlendirdi: ‘Onların hedefi, Filistin davasının bölge kamuoyunda rengini yitirerek, milletlerin belleğinden çıkartılmasıdır. İslam Cumhuriyeti bölgedeki bazı sorunlarla karşı karşıya olmasına rağmen daima şunu açıkça vurgulamıştır ki, Filistin İslam dünyasının ilk meselesidir ve bu yüzden İran bu alandaki görevini yerine getirecektir."

Ayetullah Hamenei konuşmasının devamında mücadelenin sürdürülmesi ve sıkıntılara göğüs gerilmesi durumunda kesin zafere erişileceği konusunda ilahi vaad bulunduğunu hatırlatarak, ‘Hak cephesine düşmanlık, emperyalistlerin doğasında yatmaktadır ve bu yüzden düşmanlıkların devam etmesi karşısında şaşırmamak gerekir" şeklinde konuştu.

İslam İnkılabı Rehberi, Filistin"in genç bir nüfusa sahip olması ve Ürdün nehrinin batı yakasındaki hareketin canlılığının önem taşımasına dikkat çekerek, ‘daha önce de söylediğim üzere Filistin"liler ve müslümanların toplu ve birlik olarak siyonistlerle mücadelesi durumunda gelecek 25 yıl içerisinde siyonist rejim yokolacaktır" dedi.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullh Seyid Ali Hamane"i bir başka konuşmasında şöyle diyor:

Bismillahirrahmanirrahim,

Hamd alemlerin Rabbi Allah"a ve salatü selam efendimiz Muhammed, O"nun pak soyu ve seçkin sahabeleri ile din gününe kadar onlara güzel bir biçimde bağlananlar üzerine olsun.

İslam dünyasının çeşitli noktalarına mensup dini ve siyasi seçkinlerin değinmesi gereken tüm konular arasında Filistin sorunu daha dolgun bir konuma sahiptir. Filistin, İslam ülkelerinin ortak konularının en başında yer almaktadır. Bu meselenin kendine özgü boyutları var:

1- Müslüman bir ülke kendi milletinden soyutlanıp gaspedilerek, çeşitli ülkelerden toplanarak zoraki, sahte ve mozayiki andıran bir toplumu oluşturan yabancılara teslim edilmiştir.

2- Tarihte eşi görülmemiş bu olay, sürekli katliam, cinayet, zulüm ve hakaretlerle gerçekleştirilmiştir.

3- Müslümanların ilk kıblesi ve bu topraklarda yer alan çok sayıdaki saygın dini merkezler, tahrip, aşağılama ve yokedilme tehditleriyle karşılaşmıştır.

4- Bu yapmacık devlet ve toplum, İslam dünyasının en hassas noktasında işin başından bugüne kadar emperyalist devletler için siyasi ve askeri bir üss rolü oynamış, çeşitli nedenlerle İslam ülkelerinin dayanışması, yükselmesi ve ilerlemesine düşman olan batı sömürücülüğü tarafından İslam ümmetinin sırtına saplanan bir hançer gibi kullanılmıştır.

5- Beşeri toplum için ahlaki, siyasi ve ekonomik açıdan bir tehlike arz eden siyonizm, bu konumundan nüfuz ve sultasını dünyada yaymak için bir dayanak noktası olarak yararlanmıştır.

Başka noktaları da bunlara eklemek mümkündür: İslam ülkelerinin bugüne dek ödedikleri ağır insani ve mali harcamalar; müslüman halklar ve devletler için oluşturulan zihni kargaşa; çoğu 60 yıldan sonra dahi hala göçmen kamplarında yaşayan Filistin"li milyonlarca göçmenin çektiği çileler; İslam dünyasındaki önemli bir uygarlık merkezinin tarihi bir kesintiye uğraması ve...

Bugün işte bu nedenlere temel ve önemli bir başka nokta daha eklenmiş bulunmaktadır. Bu, tüm bölgeyi etkisi altına alan ve İslam ümmetinin tarihinde yepyeni ve kader belirleyici bir sayfa açan İslami uyanıştır. Dünyanın bu hassas bölgesinde hiç kuşkusuz güçlü, ileri ve insicamlı bir ünitenin oluşmasına yol açabilecek olan bu dev hareket, Allah"ın izni ve bu hareketin öncülerinin yılmaz azmi ile müslüman halkların geri kalmışlığı, zaaf ve alçaltılmaları sürecine son noktayı koyarsa, güç ve kahramanlığının önemli bir kısmını Filistin davasından devşirmiş demektir.

Şurası büyük bir gerçektir ki, baştan ayağa silahla donanmış ve yenilgi tadmayacağı iddiasındaki siyonist rejim, Lübnan"da hiç de eşit şartlar altında sürmeyen savaşta mü"min ve kahraman mücahidlerin sımsıkı yumrukları karşısında çetin ve alçaltıcı bir yenilgiye uğramış ve daha sonra da Gazze"deki mazlumane ve fakat çelikten direniş karşısında körelmiş kılıcını bir kez daha denemiş ve fakat başarısız kalmıştır.

Bunlar bölgeyle ilgili analizlerde ciddi olarak irdelenmesi gereken ve alınacak her kararda değerlendirmeye tabi tutulması zaruri olan gerçekler arasındadır.

Demek ki, bu yaklaşım Filistin meselesinin bugün daha bir önem ve öncelik kazandığını ortaya koymaktadır. Filistin halkının mevcut bölgesel şartlarda müslüman halklardan daha fazla beklentileri olması doğaldır.

Geçmişe ve mevcut duruma bir göz atalım ve gelecek için bir yol haritası belirleyelim. Ben kimi başlıkları söz konusu etmek istiyorum.

Filistin"in gasp olunması faciası üzerinden yetmişe yakın yıl geçmiş bulunuyor. Bu kanlı facianın asıl failleri herkesçe bilinmektedir. Sömürgeci İngiltere devleti bunların başında yer alır. İngiltere"nin siyaset, silah, askeri güç, kültür ve ekonomi alanındaki katkıları ve daha sonra da Batı"lı ve Doğu"lu diğer emperyalist devletlerin bu büyük zulmün hizmetindeki faaliyetleri... Sığınaksız Filistin halkı, işgalcilerin acımasız pençeleri altında katliama tabi tutuldular ve evlerinden barklarından sürüldüler. Uygarlık ve ahlak adına büyük iddialarda bulunan devletlerin o dönemde yol açtıkları bu insani ve medeni facianın hatta yüzde birine bile bugüne kadar rastlanmadı ve medyaların görsel sanatlarına yansımadı. Görsel sanatlar, sinema, televizyon ve Batı"lı film yapımı mafyaları, buna yer vermedikleri gibi başkalarına da bu alanda izin vermediler. Bir millet sessizlik içerisinde katliama, göçe ve evsiz yurtsuz kalmaya mahkum edildi.

İşin başında direniş gösterilse de şiddet ve zulümle bastırıldı. Filistin sınırları dışından ve özellikle de Mısır"dan nice yiğitler, İslami gerekçelerle çeşitli eylemlere başvursalar da yeterli desteğe sahip değildiler ve sahnede yeterli bir etki uyandıramadılar.

Daha sonra çeşitli arap ülkeleri ile siyonist ordu arasında resmi ve klasik savaşlara sıra geldi. Mısır, Suriye ve Ürdün askeri güçlerini devreye soktular; ancak, Amerika, İngiltere ve Fransa"nın gasıp siyonist rejime yaptığı dev askeri, lojistik ve ekonomik yardımlar giderek arttı ve arap orduları yenilgiye uğradı. Bunlar, Filistin milletine yardım edemedikleri gibi, kendi topraklarının önemli bir bölümünü de bu savaşlarda yitirdiler.

Filistin"e komşu arap devletlerinin yetersizliği ortaya çıkınca yavaş yavaş Filistin"li silahlı gruplar şeklinde direniş çekirdekleri örgütlendi ve bir kaç toplantıdan sonra Filistin Kurtuluş Örgütü kuruldu. Bu, giderek güçlenen bir ümit kıvılcımı idi. Ancak kısa bir zaman sonra söndü. Bu başarısızlığın çeşitli nedenleri olsa da, asıl neden onların halktan, halkın akide ve İslami imanından uzak kalmalarıydı. Sol ideoloji ya da salt nasyonalist duygular, karmaşık ve çetin Filistin ülküsünün ihtiyaç duyduğu şeyler değildi. Halkı direniş meydanına sürükleyecek ve onlardan mağlubiyeti mümkün olmayan bir güç meydana getirebilecek unsur İslam, cihad ve şehadet idi. Onlar bunu doğru bir şekilde algılayamadılar. Büyük İslam İnkılabı"nın ilk aylarında, bu nedenle yepyeni bir moral kazanan ve Tahran"a gelen Filistin Kurtuluş Örgütü"nün liderlerinden birine şunu sordum: "Haklı mücadelenizde niçin İslam bayrağını yükseltmiyorsunuz ?" Cevap şuydu: "Aramızdaki bazıları Hristiyan olduklarından." Bu şahıs sonraları bir Arap ülkesinde siyonistler tarafın katledildi ve inşaallah ilahi mağfirete uğrar. Ancak onun bu delili eksik ve yetersizdi. Bana kalırsa inançlı bir Hristiyan savaşçı, halis bir şekilde Allah"a ve kıyamete inanan, ilahi yardımların umuduyla savaşan ve halkının maddi ve manevi desteklerine sahip olan bir fedakar mücahid topluluğunun yanı başında mücadelesi için daha fazla coşkuyla yer alır; inançsız, geçici duygularına dayanan ve halkın vefalı desteklerinden yoksun olan bir grubun yanında değil.

Kesin bir dini inançtan yoksunluk ve halktan kopukluk onların giderek etkisiz hale gelmesine yol açtı. Elbette onların arasında onurlu, coşkulu, gayretli insanlar da vardı ve fakat bu topluluk ve örgüt bir başka yola savruldu. Onların bu sapması Filistin davasına darbe indirdi ve hala da indirmektedir. Onlar da tıpkı kimi hain Arap devletleri gibi Filistin"in tek kurtuluş yolu olan direniş ülküsüne sırt çevirdiler. Yalnızca Filistin"e değil, kendilerine de çetin darbeler vurdular. Bir Hristiyan Arap şairinin dediği gibi:

     "Eğer Filistin"i yitirirseniz rahatınızı da yitirirsiniz

     Ömür boyunca dertler ve elemlerle yüzleşirsiniz"

32 yıllık ömür boşa geçti. Fakat aniden Allah"ın kudretli eli durumu değiştirdi. İslam İnkılabı"nın 1979 yılında İran"da zafere ermesiyle bölgedeki durum alt üst oldu ve yepyeni bir sayfa açıldı. Bu inkılabın yol açtığı derin etkiler ve emperyalist siyasetlere indirdiği şiddetli ve derin darbelerden daha büyük, hızlı ve açık olanı siyonist rejime indirilen darbe idi. Bu rejim şeflerinin o günlerdeki açıklamaları okunmaya değer nitelikle olup, onların nasıl sıkıntılar içerisine düştüklerini göstermektedir. Zaferin ilk günlerinde İsrail"in Tahran"daki büyükelçiliği kapatıldı ve personeli ihraç edildi. Büyükelçilik binası da resmen Filistin Kurtuluş Örgütü"nün temsilciliğine dönüştürüldü ve bugüne kadar orada yerleşmiş durumdadırlar. Büyük İmam"ımız, inkılabın hedeflerinden birinin Filistin topraklarının kurtarılması ve İsrail adlı kanser tümörünün sökülüp atılması olduğunu vurguladı. Güçlü inkılabın dalgaları o dönemde tüm dünyayı kuşattı ve her nereye ulaştıysa ‘Filistin kurtarılmalıdır" mesajını da beraberinde taşıdı. İnkılap düşmanlarının İran İslam Cumhuriyeti aleyhinde sürekli olarak başvurdukları büyük sıkıntılara ve bu çerçevede Amerika ve İngiltere"nin Saddam Hüseyin rejimini kışkırtması ve gerici Arap rejimlerinin destekleriyle sekiz yıl kadar süren savaş bile İslam Cumhuriyeti"nin Filistin"i destekleme coşkusunu azaltamamıştır.

Böylece Filistin"in damarlarında yepyeni bir kan dolaşmaya başladı. Filistin"de Müslüman ve mücahid gruplar kuruldu. Lübnan direnişi düşmanın ve destekçilerinin karşısında yeni ve güçlü bir cephe açtı. Filistin, Arap devletlerine dayanmaksızın ve emperyalist devletlerin suç ortağı olan Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütlere el açmaksızın kendisine, gençlerine, derin İslami imanına, fedakar kadınları ve erkeklerine dayandı.

Bu, tüm fetihler ve başarıların anahtarıdır.

Son otuz yılda bu süreç her geçen gün daha bir ilerleme kazandı. Siyonist rejimin 2006 yılında Lübnan"da uğradığı alçaltıcı yenilgi, iddialı siyonist rejim ordusunun 2008 yılında Gazze"deki başarısızlığı, Güney Lübnan"dan kaçışı ve Gazze"yi terkedişi, Gazze"de direniş hükümetinin kurulması, kısacası Filistin halkının umutsuz ve yılgın insanlar topluluğundan umutlu, dirençli ve özgüven sahibi bir halka dönüşmesi son otuz yılın dikkat çekici dönemeçlerindendir.

Bu genel fotoğraf, hedefi direnişi söndürmek, Filistin"li gruplar ve arap devletlerini İsrail"i resmen tanımakta oldukları itirafına zorlamak amacıyla hazırlanan uzlaşma ve ihanet eylemlerinin açık olarak algılanmasıyla tamamlanacaktır.

Cemal Abdünnasır"dan sonra gelen hain tarafından Camp David"de başlatılan bu kıpırdanmalar, daima direnişin yılmaz azmini daha da bileylemiştir. Camp David anlaşmasında bir Arap devleti ilk kez resmen Filistin İslam topraklarının siyonizme ait olduğunu itiraf etmiş ve ‘İsrail, Yahudilerin ulusal evidir" ibaresinin yer aldığı metnin altını imzalayabilmiştir.

O zamandan 1993"teki Oslo anlaşmasına kadar ve ondan sonra da Amerika"nın katkıları ve Avrupa"lı sömürücü ülkelerin birlikteliğiyle tamamlanan ve birbiri ardı sıra Filistin"li uzlaşmacı ve tembel grupların omuzlarına yüklenen planlarda düşmanın daima kof ve aldatmacalara dayalı vaadleriyle Filistin halkı ve gruplarını direniş seçeneğinden vazgeçirmeye ve siyaset meydanında acemice bir oyunla vakit kaybetmesi hedeflenmiştir. Bütün bu anlaşmaların itibarının olmadığı çok erken anlaşıldı ve siyonistlerle destekçilerinin yazılan bu metinlere değersiz ve yırtılmış kağıt parçaları olarak baktıkları gözlemlendi. Bu planların hedefi, Filistin"lilerin gönlünde kararsızlık oluşturmak ve dünyaperest ve imansız şahısları heveslendirmek ve İslami direniş hareketini yere sermek idi.

Bütün bu ihanet dolu oyunların şu ana kadarki panzehiri, Filistin milleti ve İslami gruplarının direniş ruhudur. Onlar, Allah"ın izniyle düşman karşısında dikildiler ve Allahu tealanın ‘Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır" vaadince, ilahi yardımlar ve zaferden nasiplerini aldılar.

Bugün siyonist rejim eskiye oranla daha zayıf, daha izole ve daha nefret duyulası bir duruma düşmüş olup, asıl destekçisi olan Amerika da eskisine göre daha da yılgın ve problemlidir.

Şu anda Filistin"in 70"e yakın yıllık genel tablosu önümüzde bulunmaktadır. Geleceği ona bakıp dersler alarak düzenlemek zorundayız.

Her şeyden önce iki noktayı aydınlatmak gerekir:

1- Filistin"in özgürlüğünü istemekteyiz; Filistin"in yalnızca bir bölümünün değil. Filistin"i ikiye bölecek olan her plan tamamen reddolunacaktır. Kendisine güya haklıymış gibi "Filistin devletinin Birleşmiş Milletler"e üyeliğinin kabulü" elbisesinin giydirildiği ikili devlet formülü, siyonizmin isteklerine boyun eğmek ve "Filistin topraklarında siyonist devletin kabulü"nden başka bir şey değildir. Bu, Filistin halkının hakkının çiğnenmesi ve Filistin"li göçmenlerin tarihi haklarının görmezlikten gelinmesi ve hatta 1948 toprakları sakinlerinin haklarının bile tehdit edilmesi demektir. Kanser tümörünün yerinde kalması ve İslam ümmetinin bedenini ve özellikle de bölgedeki halkları sürekli olarak tehdit edeceği anlamına gelmektedir. Yıllardır çekilen çilelerin tekrarı ve şehid kanlarının çiğnenmesi anlamındadır.

Her türlü plan şu ilkeye dayanmalıdır: "Filistin"in tümü, Filistin halkınındır." Filistin, "nehirden denize kadar" uzanan Filistin"dir; hatta bir karış bile az değil. Elbette şu nokta gözden ırak tutulmamalıdır ki, Filistin halkı tıpkı Gazze"de olduğu gibi, Filistin topraklarının kurtarılan her bir yeni bölgesinde kendilerinin seçmiş oldukları hükümet vasıtasıyla kontrolü ele alacak, ancak asla nihai hedeflerini unutmayacaklardır.

2- Bu yüce hedefe ulaşabilmek için söz yerine çaba lazımdır; göstermelik işler yerine ciddiyet gereklidir; sabırsız davranışlar yerine sabır ve tedbire ihtiyaç vardır. Uzak ufuklara bakmak ve adım adım azim, irade ve ümitle ilerlemek gerekir. Müslüman halklar ve devletler, Filistin, Lübnan ve diğer ülkelerdeki direniş güçlerinin her biri bu genel mücadeledeki paylarını tanımalı ve Allah"ın izniyle direnişteki yerlerini doldurmalıdırlar.

Bunca yıl cihadın ağır yükünü omuzlarında taşıyan İslami direniş grupları bugün de yine o ağır sorumlulukla karşı karşıyalar. Onların örgütlü direnişi Filistin halkını bu nihai hedefe kadar ilerletebilecek aktif pazudur. Evleri barkları işgal edilen bir halkın cesur direnişi tüm uluslararası anlaşmalarda resmen tanınmış ve kendisinden övgüyle söz edilmiştir. Siyonizme bağlı siyasi merkezler ve medyaların terörizm iftirası da kof ve değersiz bir sözdür. Terörist olan, siyonist rejim ve Batı"lı destekçileridir ve Filistin direnişi, anti-terörist, insani ve mukaddes bir harekettir.

Amerikan yetkilileri, İsrail"in güvenliğinin kendilerinin kırmızıçizgisi olduğunu söylüyorlar. Bu kırmızıçizgiyi hangi faktör belirlemiştir? Amerika"nın milli çıkarları mı, yoksa başkanlık seçimlerinde daha fazla oy kapmak için siyonist şirketlerin desteği ve parasına olan ihtiyacı mı? Sizler ne zaman kadar milletinizi aldatacaksınız? Sizlerin bir kaç gün daha iktidarda kalabilmeniz için siyonist servet sahipleri karşısında nasıl zilletle eğildiğinizi ve bir büyük milletin çıkarlarını nasıl kurban ettiğinizi Amerikan milleti doğru olarak anladığında size nasıl davranacaktır?

Değerli kardeşlerim! Bunların kırmızıçizgilerinin kıyam halindeki Müslüman halklar tarafından nasıl kırılacağını göreceksiniz. Siyonist rejimi tehdit eden şey, İran"ın ya da direniş gruplarının füzeleri değildir ki onlar karşısında orada burada füze kalkanı kurmakla meşgulsünüz. Sizin için asıl ve karşı konulamayacak tehdit, Amerika, Avrupa ve uşaklarının kendi üzerlerinde egemenlik kurmaları ve onlara tahakküm ederek alçaltmalarını istemeyen İslam ülkelerinin gençleri, kadınları ve erkeklerinin yılmaz azmidir.

Elbette o füzeler de düşman tarafından her ne zaman herhangi bir tehdit oluştuğunda gereken görevini yerine getirecektir.

"Öyleyse sen sabret; hiç şüphesiz Allah"ın va"di haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar da sakın seni telaşa kaptırıp hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler." Rum-60)

Allah"ın selam ve rahmeti üzerinize olsun...

 

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamaneyi’nin Kudüs Günü İle İlgili Sözlerinden Önemli Başlıklar

Kudüs Günü"nün Önemi

Dünya Kudüs Günü"nün gelip çatması, mazlum Filistin halkının savunulup desteklenmesi şeklindeki önemli görevi eskisine oranla daha bir ciddi olarak tüm yiğit müslümanlar için bir kez daha vurgulamaktadır.

Rahmetli İmam Humeyni böyle bir günü ilan ederek, Filistin sorununu insanların vicdanlarında canlandırdı ve siyonizm aleyhindeki tüm haykırışları odaklandırdı. Bu yüzden her yıl müslümanların büyük bir ilgiyle bu mitinglere katıldığını görmekteyiz.

Filistin"in kurtuluşu ve gasıp devletin mahvedilmesi yolundaki tek ümit ışığı olan ve işgal altındaki topraklarda mazlumca mücadelelerini sürdürenler, İslam dünyasının her yanındaki çeşitli halkların onları unutmadıklarını ve kendilerini desteklediklerini bilmelidirler. Eğer kendi evlerinde yabancı gibi yaşayan bu mazlumların, kendilerine olan ilgiyi hissetmelerini istiyorsak İslam dünyasında halk kitlelerince düzenlenen bu gösterileri sürdürmek zorundayız. Büyük rehberimiz rahmetli İmam Humeyni"nin Ramazan ayının son Cuma gününü Kudüs Günü olarak ilan etmesi girişimi de bu anlama dayanmaktadır. Yoksa Tahran caddelerinde yürüyüş yapan bir halkın buradan silahla İsrail aleyhinde savaşamayacağı açıktır.

Kudüs Günü"nü Anmak

İslam dünyası Kudüs Günü"nü anmalıdır. Müslüman kitleler bazı uşak devletlerin, oluşturdukları yapmacık sessizlik ortamında Filistin"i her geçen an biraz daha eritmesine ve meseleyi unutulmuşluğa terketmesine izin vermemelidir. Gasıp rejimle anlaşan ve Filistin"lileri kurban eden devletlerin ihaneti unutulmamalıdır. Bu, küçük bir mesele değildir.

Kudüs Günü"nü anınız ve onun büyüklüğünü hissediniz. Elbette dünya çapındaki propagandalar, bu günün ne denli büyük ve önemli olduğunu yansıtmıyorlar; yansıtmasınlar. Filistin zindanlarında bulunanlar bize şunu söylediler ki "sizin sloganlarınız, sizin gösterileriniz, sadakate dayalı niyet ve kararlılığınızı gösteren sımsıkı yumruklarınız, bizlere güç vermekte ve duruşumuzu sürdürmekteyiz." Filistin"de hapishane duvarları arkasında bulunan insanların bu duruşlarını sürdürebilmeleri için yalnızlık duygusuna kapılmamaları gerekir. Beytül Mukaddes, Gazze Şeridi ve işgal altındaki Filistin"in diğer şehirlerinde cadde ve sokaklarda siyonist haydutların saldırılarına maruz kalan kadınlar ve erkeklerin direnişlerini sürdürebilmeleri için, sizlerin onların arkasında olduğunuzu hissetmeleri gerekir. Elbette devletlerin de bu bağlamda görevleri vardır.

Kudüs Günü"nün Etkileri

Eğer İslam dünyası Allah"ın izniyle bu günü kelimenin tam anlamıyla algılar ve bu günü gasıp siyonistler aleyhinde haykırış için bir fırsat olarak bilirse, düşmanı büyük oranda mağlup edecek ve geri çekilişe zorlayacaktır. İran milleti, Kudüs Günü"nün ve Filistin konusundaki tavrının bu münasebetle bir kez daha vurgulanması fırsatının ne demek olduğunu, büyük gösterileriyle bir kez daha gösterecektir. Filistin"li mazlumlar, dünyanın çeşitli yerlerinde kendi sorunları karşısında duyarlı olan nice insanların bulunduğunu anlamış durumdalar. Bu duyarlılık pekiştirilmelidir. İsrail üzerindeki baskılar arttırılmalıdır. Filistin"liler, Filistin sorununun canlı tutulması şeklindeki sorumluluğu ciddi olarak omuzlanmalı ve cihadlarını sürdürmelidirler. Cihad, çetindir. Ancak, siyonistlerin baskıları altında yaşamanın sıkıntıları, cihaddan daha çetindir. Eğer cihad ederlerse, iyi bir geleceğe erişeceklerdir. Ancak, böyle bir yaşantı her geçen gün sıkıntıları daha bir arttıracaktır. Elbette bugün işgal altındaki Filistin topraklarında yaşayan müslüman halklar uyanış içerisindeler. Ancak, Filistin içerisindeki mücadele herkesi kuşatıcı bir biçimde genelleştirilmeli ve İslam ümmetinin derinliklerine bağlanmalı, dünya çapındaki müslüman milletler de onlara yardımlarını esirgememelidirler.

Kudüs Günü İle Mücadele

İsrail"in resmi destekçileri ile resmi destekçisi olmayan yandaşlarının Kudüs Günü"yle mücadelesi ilginçtir. Kudüs Günü için bir rakip oluşturdular ve bu günü unutturmaya çalıştılar. İslam dünyasının hiç bir yerinde uluslararası güçlerin, yerel halkın devlet tarafından bu yürüyüşe özendirilmesine izin verdiklerini görmedik. Üzülerek belirtmek gerekir ki, dünyanın kabadayı güçleri İslam ülkelerinin bir çoğunda nüfuz sahibi olup, bu durum müslümanlar ve İslam dünyası için utanç vericidir. İslam ülkelerindeki devletler niçin halkın Kudüs Günü gösterilerine katılmalarını teşvik etmiyorlar ? Böyle bir durumda ne kaybetmekteler ? Eğer Filistin ülküsünü destekliyorlarsa niçin buna izin vermiyorlar ?

İslam Ümmeti"nin Kudüs Günü"ndeki Görevi

İslam topraklarının bir parçası İslam düşmanlarınca koparıldığı ve orada İslam düşmanları egemen olduğu takdirde herkesin görevinin cihad ve o bölgenin İslam topraklarına yeniden eklenmesi olduğu konusunda tüm İslam mezhebleri arasında hiç bir ihtilaf olmadığı gibi, tüm fakihler bu bağlamda görüş birliği içerisindedirler. Bu yüzden müslüman milletler, dünyanın her neresinde olurlarsa olsunlar, bunu kendileri için bir görev bilmektedirler. Elbette bir çok insanın elinden hiç bir şey gelmemektedir; ancak bu bağlamda imkan sahibi olan herkes olabildiğince girişimde bulunmalıdır ve bulunacaktır. Bu yüzdendir ki büyük İmam"ımızın Ramazan ayının son Cuma gününü Kudüs Günü olarak ilan etmesi İslam dünyasının ilgisiyle karşılaşmıştır.

Kudüs Günü, İran"a mahsus bir gün değildir; İslam dünyasının günüdür. Bu yüzden müslümanlar Filistin"li kardeşlerini savunmakta olduklarını bu gösterilerle ortaya koymaktalar. Müslümanlar, Amerika ve İsrail"in kan içindeki mazlum Filistin"de sürdürdükleri komplolar karşısında ortak bir iradeye sahip olduklarını sergilemekteler.

İslam Dünyası Gaflete Düşmemeli

Eski Filistin yarası siyonistler ve emperyalist yandaşlarınca oluşturuldu ve yine dünya emperyalistleri tarafından İslam dünyasının vücudunda her geçen gün daha bir derinleştirildi. İslam dünyası Filistin sorunu karşısında gaflet içerisinde olmamalıdır. Milletler Filistin sorununu unutmamalıdırlar. Amerika, diğer emperyalistler ve siyonistleri daima destekleyen güçler, bu unutulmuşluğu müslümanlara dayatmak peşindeler.

AYETULLAH HAMANEYİ:

FİLİSTİN, İSLAM DÜNYASININ BİRİNCİ MESELESİDİR.

DİRENİŞ FİLİSTİNİN ÖZGÜRLEŞTİRİLMESİNİN TEK YOLUDUR.

BİZ İNANIYORUZ Kİ SONUNDA İSLAM FİLİSTİN"İ ÖZGÜRLÜĞE KAVUŞTURACAK VE AZİZ KUDUS"Ü MÜCAVİZLERİN ELİNDEN GERİ ALACAKTIR.

 

Türkçe linklerimiz;

http://tr.ankara.icro.ir/

https://www.instagram.com/irkulturevitr/

https://twitter.com/irkulturevitr/

https://www.facebook.com/irkulturevitr/

 

 

 


11:38 - 31/05/2019    /    Sayı : 731031    /    gösterim sayısı : 53








İran İslam Cumhuriyeti Ankara Kültür Müsteşarlığı 1993 ve 1995 ikili anlaşmasına uyarak İran Kültürünü Türkiye'de tanıtmaktadır ve iki ülkenin kültürel ilişkilerini geliştirilmesinde önemli adımlar atmayı umuyordur.

Adres: Gazi Osman Paşa Mahallesi, Reşit galip Cd. No:77, Çankaya, Ankara / Türkiye

İran İslam Cumhuriyeti Büyükelçiliği Kültür Müsteşarlığı


  irankulturevi@yahoo.com
 Tel: +90 312 448 0050