رایزنی فرهنگی ج.ا.ا در آنکارا- ترکی - Orta Asyada bir ülke
Orta Asyada bir ülke

 

Bayrak

 

     İran İslam Cumhuriyeti  bayrağı yeşil, beyaz ve kırmızı  renklerinde olup İslam Cumhuriyetinin özel simgesini taşır. ( Anayasa mad.18)

     Yeşil ve kırmızı şeritlerden her birinin üzerinde  yanyana  dizilmiş on bir adet (toplam 22 adet) “Allahu Ekber” lafzı yer alır, ortadaki beyaz şeridin tam ortasında yer alan al renkli simge ise “Kelime-i Tevhid” yani “Lailaheillallah” kelimesini temsil eder.

 

 

 

İslam İnkılabı

 

İran İslami hareketi 70’li yıllarda, o dönemin siyasi ve dini oluşumlarının kapasite ve kabiliyetlerini bilen bir kişi olarak İmam Humeyni’nin önderliğinde 10 Şubat 1979 yılında zafere ulaştı.

Dünyanın büyük hareketleri arasında emsalsiz bir hareket olarak değerlendirilen bu devrim, tüm bölgesel süper güçlerin öngörülerini altüst ederek, onları İslam İnkılabı önünde diz çökmeğe zorladı.

 

Devrim esnasında genel hatlarıyla şeffaf bir şekilde dile getirilen İslam İnkılabının hedeflerinden maksat, 1979 yılında kabul edilen anayasa taslağında da zikredilen hedeflerdir. Pehlevi rejimi alehyine ayaklanmanın asıl sebebini oluşturan bu hedefler, siyasi, sosyal, kültürel ve iktisadi alanlarda özetlenebilir.

İslami hareketin en önemli hedeflerinin genel çizgilerini devrim sırasında söylenen sloğanlar ve devrimin siyasi ve fikri önderliğini yapan İmam Humeyni’nin mesajlarından anlamak mümkündür.

İslam inkılabının siyasi kazanımlarının başında şüphesiz İslam’ın küresel anlamda yeniden hayata geçirilmesi yer almaktadır. İran’da, saltanat düzeninin yıkılışı ve bağımsız dini düzenin kurulmasıyla birlikte bu önemli siyasi hedefin şekillenmesi  yolunda büyük adım atılmış oldu. İslam inkılabı, bir zamanlar büyük İslam medeniyetinin dayanağı olan ve Pehlevi döneminde müslüman İran halkı özellikle entellektüel kesim tarafından unutulan “özgüven” duygusunu ihya edilmesini sağladı. İslami hareketler arasında en önemli ve en mükemmel mücadele yöntemi olarak “İslam”ı, seçmış olması, İslam inkılabının en önemli kazancı olarak İslam olgusunun etkisini göstermektedir.

 

 

 

Yönetim Şekli

 (ANAYASA ÜZERİNE KISA BİR AÇIKLAMA)

 

     İslâm dini, hakka ve adalete dayanan yöneticilerin salâhiyetine vurguda bulunan hükümlerle doludur. Dolayısıyla, bir halkın kendi yönetiminin İslâmî bir devlet olup, bu sayede yöneticilerin âdil kişilerden oluşmasını ve yaşamın maddî ve manevî hedeflerine daha kolay ulaşabilmeyi istemelerinden daha doğal bir şey olamaz. İşte bu yüzdendir ki İran halkı, 1979 İslâm İnkılâbı’ndan sonraki 80 referandumunda %97 oranındaki bir onayla dini hükümete kabul oyu vermiştir.

     Maddî anlamda çok gelişmiş olan kapitalist toplumlardaki değerler buhrânını gördüğümüzde anlıyoruz ki bu toplumlar, hayatın hedefi ve anlamına dair bütüncül bir fikrî-felsefî nizâm, toplumun çoğunluğunun benimsediği ahlâkî değerler manzûmesi oluşturabilmiş değillerdir.

     Yeryüzünde insanı özgürleştirerek, onu her dönemin kendine has sıkıntısını göğüsleyebilecek, sorumlu bir kişi hâline getirmeyi hedeflemeyen hiçbir ekol yoktur. Sırf bu yüzden bile diyebiliriz ki zamanında dine pek sıcak bakmayan ülkeler dahi artık dine dönüş yaşamalı, anayasalarında dine de yer ayırmalılar.

     Günümüz devletlerinde eksikliği hissedilen bir konu da önderlik (rehberlik) konusudur. Bir önderin varlığı şu iki nedenden ötürü gereklidir:

1. Bir halkın amaçlarının, işlerinin intizâmının teşekkülü açısından ilzamidir. Anlaşıldığı üzere bu amaçların belirlenmesi o toplumda hâkim olan değerler sistemince sağlanır. Eğer bir toplumda çoğunluk tarafından benimsenen değerler sistemi yoksa o toplumun manevî bir ülküsü de yok demektir.

2. Bazen de bir ülkede, anayasada bile öngörülmemiş durumlardan kaynaklanan sorunlarla yüzleşebilmektedir ve bu durum sorunun çözümü için farklı bir yetkili mercinin varlığını ihtiyaç haline getirmektedir.

     Bu tür sorunlara örnek olarak hizipsel (partisel) farklılıklardan ve uluslararası politikadaki farklı yaklaşımlardan kaynaklanan, devletin resmî organları arasındaki ihtilâflar gösterilebilir.

     Elbette bu tür sorunlarla her ülkede karşılaşılmaktadır. Anayasada önderlik kurumuna yer verilmediği takdirde, cumhurbaşkanlığı makamı gibi farklı bir birim, söz konusu sorunların çözümünü uhdesine alır. Ama bu tür bir çözüm, kuvvetler ayrımı ve bu kuvvetler arasındaki işbirliği prensibine zarar verebilir. Rehber veya rehberlik şûrâsının üyeleri bilge ve hâkim kişilerden ve halkın seçtiği kimselerden olmalıdır.

     İran İslâm Cumhuriyeti’nde rehberlik makamı ihdâs edilmiştir. İran İnkılâbı’nın kültürü, İslâm kültürü olduğundan rehber, yüksek bir ilmî seviyeye hâiz olmakla birlikte, siyasî yeterliliğe ve yöneticilik vasfına sahip, cesur, zamanın icaplarına vâkıf din bilginleri arasından halk veya halkın seçtiği kişilerce seçilir. (ileride bu konu detaylarıyla ele alınacaktır).

     Elinizdeki bu kitap dört bölümden oluşmaktadır. İlk önce farklı siyasî rejimler ile bu rejimlerin güçlü ve zayıf taraflarından bahsedilecektir. Sonra İslâm Cumhuriyeti olgusunun fikrî temelini, devletin işleyişini, şeklini, yasama-yürütme ve yargı organlarını ve kanunlarının mâhiyetini inceleyeceğiz.

     İkinci bölümde ise devletin görevlerinden ve milletin haklarından bahsedilerek anayasa ışığında kişisel ve toplumsal özgürlük meselesi incelenecektir.

     Üçüncü bölümde ise, iktisadî düzen sorununa değinilecek, Anayasa’nın İslâmî hükümlere dayanan kanunları üzerinde durulacaktır.

     Dördüncü ve son bölümde ise denetim (nezâret) meselesi ele alınacak, milletin devlete ve aynı şekilde de devletin kendi organlarına ve millete nezâreti, konunun önemine binâen müstakil olarak incelenecektir.

    Bu kitabın ortaya çıkmasını sağlayan dostum İslâmî Araştırmalar-Kültür ve İslâmî İlişkiler Kurumu Başkanı Adaletnejâd’dır. Faydalı düşüncelerini esirgemediği için kendisine ve emeği geçen diğer dostlarıma teşekkürü borç bilirim.

     Şubat 1979’da  Pehlevi rejiminin yıkılışıyla ülkede İslam Cumhuriyeti kuruldu ve halk serbest seçimlere katılarak %98.2 oy oranıyla İslam Cumhuriyetine oy verdi.

     Tüm kuvvetlerin başında  Veli-yi Fakih ve yürütmenin başında ise Cumhurbaşkanı’nın bulunduğu İran’da yönetim kuvvetler  ayrılığı prensibine  dayanır.

    Yürütme gücünün başında bulunan Cumhurbaşkanı düzenlenen genel seçimlerle dört yıl süreyle halk tarafından seçilir ve ona bağlı 20 bakanlık kurulur.

    Yasama gücü, 290 üyeli İslami Şura Meclisidir.Dört yılda bir düzenlenen genel seçimlerle halk millet vekillerini seçer  ve başkanlığı ise her yıl üyelerce seçilen kişi tarafından yürütülür.

    Yargı gücü, Rehberlik makamına bağlıdır ve başkanı 5 yıllığına  Rehber  tarafından seçilir.

     Bunların dışında Uzgörürler Meclisi, Denetim Şurası ve Düzenin Yararını Teşhis Konseyi gibi diğer oluşumlar da ülke yönetiminde önemli görevlere sahiptirler.

 

İran’da 1979 yılındaki İslam Devrimi’nden sonra dini esaslara dayalı yeni bir düzen kurulmuştur.Anayasanın 56. maddesinde görüleceği üzere bu yeni yapılanmada dünya ve insan üzerinde mutlak egemenlik hakkı Allah’ındır ve O, insanı kendi toplumsal yazgısına  egemen kılmıştır. Bu egemenlik hakkını kullanmak üzere halk ülkenin yönetimine seçimler yoluyla doğrudan katılmaktadır. Rejimin İslam Cumhuriyeti olarak belirlenmesinde halkın oyuna başvurulduğu gibi daha sonra da Anayasa değişikliğinin kabulu için referandum yapılmıştır. Devrimden bu yana geçen 23 yıl içinde 22 kez seçim (Uzgörürler Meclisi, Cumhurbaşkanı, İslami Şura Meclisi ve yerel İslami şuraların belirlenmesi için) ve referandum yapılmıştır. Rehber ya da rehberlik şurasını seçip halk tarafından seçildiği için ülkenin en üst makamındaki Rehber de bu meclis vasıtasıyla halk tarafından belirlenmektedir. Herhangi bir yasal zorunluluk olmadığı halde halk kaderinin belirlenmesindeki egemenlik hakkını sonuna kadar kullanarak seçimlere daima yüksek oranlarda katılım sergilemiştir.   

 

 

 

Sosyal Kazanımlar

 

Toplumun bireyleri arasında özgüven duygusu uyandırmak, İslam inkılabının toplumsal anlamda en önemli kazanımları arasında yer almaktadır. Bu özgüvenin karakteriksel olarak daha belirgin bir şekilde ortaya çıkışına savaş yıllarında (İrak-İran savaşı) tanık olmuşuzdur.

Sivil Toplum Örgütleri gün geçtikçe yeni bir moral gücüyle hakimiyette karar alıcı rol üstlendiler. Toplumun çekirdeğinde oluşan bu dinamiklik, İslam inkılabı öncesi İran toplunda sadece hayal edilebilecek hedeflerdi.

Toplumun tüm bireylerinin haklarının temin edilmesi, adilâne yargı güveninin oluşumu, kanun karşısında herkesin eşit sayılması, halklar arsında kardeşlik bağları ve yardımlaşma duygusunun sağlamlaştırılması, İslami kurallar esasına dayalı medeni kanun, ceza kanunu, mali, iktisadi, idari, kültürel ve askeri ve siyasi yasaların hazırlanması, sosyal alanda İran İslam İnkılabının diğer kazanımları arasında yer almaktadır.

 

 

 


Sağlık

 

     İran’da genel sağlık hizmetlerinde gittikçe artan bir önem söz konusudur. Bu alandaki temel hedef tedaviden önce korunma düşüncesidir. Kırsal kesimler başta olmak üzere sağlık merkezlerinin ve aşılama programlarının yaygınlaştırılması bu politikanın en açık göstergelerinden biridir. Sağlık merkezlerini, aile planlaması ve çocukların aşılanma programları kapsamına alınması yönünde yaptıkları çalışmalar neticesinde doğum oranı büyük ölçüde azalmış ve çocukların %100’e yakını aşılanma programı kapsamına alınmıştır. 1 yaş altı çocuk ölümleri binde 5'e kadar düşmüştür. Doğum ve gebeliğe bağlı anne ölümlerinde ise oran oldukça düşüktür. Doğum kontrolü alanında, Dünya Sağlık Örgütütü (WHO)’nün verdiği istatistiklere göre İran, bu alanda dünyanın en başarılı ülkelerinden biridir. 

Gururla söyleye biliriz ki İslam İnkılabından sonra sağlık sektöründe yapılan yatırımın yüzde yüz artışı, sağlık göstergelerinde yüzde dörtyüzlük bir artış sağlamıştır.

 

 

 


Spor

 

     Spor denilince İranlılar için akla gelen ilk şey sporun özellikle şampiyonluk yönüdür. Bugünkü Güreş, Satranç ve Çevgen (Polo) gibi bazı spor dallarının kaynağı İran’a dayandırılmakta ve İran’ın milli sporları arasında yer almaktadır.

     Geleneksel sporların ve pehlivanlık güreşlerinin yapıldığı ülkemizde Pehlivanlık Ocakları ve Geleneksel Spor salonlarının varlığı milli şuurumuzun yaşatıldığının başlıca göstergelerindendir. Geçmişte olduğu gibi bugün de, ”Zurhane” adı verilen geleneksel spor salonlarında devam ettirilen eski sporlar, turistlerin ilgisini İran kültürüne çeken unsurlardan bir tanesidir.

 

Futbol, modern sporlar arasında İran halkının en çok ilgi duyduğu spor dalıdır. İran Milli Futbol Takımı bugüne kadar üç kez Asya  Şampiyonluğunu ve iki kez de Asya Olimpiyat Oyunları Şampiyonluğunu elde etmiştir. Ayrıca İran spor kulüpleri de Asya Kulüpler Şampiyonasında bir çok kez şampiyonluğa ulaşmıtır. İran Milli Futbol Takımı 3 kez Dünya Kupası’na katılmayı başarmıştır. Halkın futbola ilgisi öyle yoğundur ki, yurt içindeki bazı LİG maçlarına 100 binin üzerinde seyirci katılmaktadır.

 

     Futbol dışında  Güreş de uluslararası alanda İran’ın başarılarıyla  övündüğü bir diğer spor dalıdır. Bir kaç kez Dünya Güreş Şampiyonluğuna yükselen İran, Dünya Oyunları ve Olimpiyatlarında da bir çok kez birincilik, ikincilik ve üçüncülük dereceleri elde etmiştir. Güreş, Futboldan sonra halkın ilgisi bakımından ikinci sırada yer almaktadır.

 

 

    İran sporu özellikle Irak’ın İran aleyhine başlattığı 8 yıl süren savaşın sona ermesinden sonra sürekli bir ilerleme içinde olmuştur.

 

     Kadınların sportif faaliyet alanlarının genişletilmesi de İran’da önem verilen konular arasındadır. Toplumun her alanında olduğu gibi  İran’lı kadınlar sporun bir çok dalında da faaliyet göstermektedirler. bunlarda bazısını sayacak olursak; voleybol, futbol, basketbol, hendbol, halter, yüzme, binicilik, tenis, eskrim, atıcılık, judo, karate, kongfu ve kayak gibi 40’ın üzerinde spor dalını saymamız gerekecektir. Bu rakamın %50’si  spor takımı bünyesinde Ülke Kadınlar Spor Dernekleri’nin çatısı altında etkinliklerini sürdürmektedir.

     İran öncülüğünde ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi ve Asya Olimpiyat Komitesi’nin  desteğiyle 1991 yılında kurulan İslam Ülkeleri Kadınları  Spor Federasyonu, 2001 yılında İslam Ülkeleri Kadın Spor Olimpiyatları’nın 3.’sünü de İran’da gerçekleştirmiş ve İslam ülkeleri kadınları voleyboldan yüzmeye, tenisten futbola tam on beş ayrı dalda yarışmışlardır.

 

 

 


İran İslam Cumhuriyeti Ankara Kültür Müsteşarlığı 1993 ve 1995 ikili anlaşmasına uyarak İran Kültürünü Türkiye'de tanıtmaktadır ve iki ülkenin kültürel ilişkilerini geliştirilmesinde önemli adımlar atmayı umuyordur.

Adres: Gazi Osman Paşa Mahallesi, Reşit galip Cd. No:77, Çankaya, Ankara / Türkiye

İran İslam Cumhuriyeti Büyükelçiliği Kültür Müsteşarlığı


  irankulturevi@yahoo.com
 Tel: +90 312 448 0050